17 Mayıs 2012 Perşembe
Diş macunu :)
Geçen
gece yatmamak için direnen Dila, çareyi uyku öncesi rutinini uzatmakta buldu.
Dakikalarca diş fırçaladı. Sonrada “fıyça istiyom” diyerek bana uzattı
fırçasını. “Elinde ya kızım fırçan” deyince de, “kyem” dedi heyecanla, “ fıyça kyemisi istiyom” :)
3 Mayıs 2012 Perşembe
Nerde kalmıştık?...
Taşınmamız, iş almam, hastalıklar derken iyice koptum blogdan. Sonra da o kadar çok şey birikti ki, bir türlü başlayamadım yazmaya. E bir yerden başlamalı…
Dila’nın küçük odasına sığmayan oyuncaklarının salonu doldurması ve balkon diyerek koltuğa tırmanıp pencereden bakmaya çalışması taşınma kararı almamızı hızlandırdı diyebilirim. İyi ki de öyle olmuş, bu yenilik hepimize iyi geldi. En çok da Dila’ya. Artık odasında oynayabileceği kocaman bir alan var ve bize sürekli “benim odama gidelim” deyip duruyor.
Evimizin hemen arkasında çocuk parkı var ve hemen hemen her gün, öğlen uykusundan sonra 1-1,5 saat parkta vakit geçiriyoruz. Oynamaktan çok diğer çocukları izlemeyi seviyor parkta. Sürekli gözlem yapıyor.
Evimizin hemen arkasında çocuk parkı var ve hemen hemen her gün, öğlen uykusundan sonra 1-1,5 saat parkta vakit geçiriyoruz. Oynamaktan çok diğer çocukları izlemeyi seviyor parkta. Sürekli gözlem yapıyor.
Dila konuşma konusunu epey ilerletti. Ondan hiç beklemediğimiz cümleler kurup bizi hayretler içerisinde bırakıyor. “Hadi baba parka gidelim, lüffen üzme beni” gibi…
1’den 10’a kadar saymayı öğrendi, her şeyi sayıyor.
Şarkı söylemeye bayılıyor. 20-25 tane çocuk şarkısı biliyor. Bazen uyumak için kendine ninni söylüyor, çok gülüyoruz.
İki yaşa özgü olduğuna inanmak istediğim sebepsiz ağlama ve inat krizleri de kendini göstermeye başladı. Öyle zamanlarda, okuduğum ve mantıklı bulduğum çözüm yolları hiçbir işe yaramıyor ne yazık ki. Konuşmaya ve sakinleştirmeye çalışmak ya da onu odada tek başına bırakmak onu daha da sinirlendiriyor. Ne için ağladığını bile unutup yarım saat- bir saat ağlayabiliyor. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi gülerek oyuna dalabiliyor. Güler misin, ağlar mısın?
En çok kitap, lego, puzzle ve boya kalemleriyle vakit geçiriyor. Oyuncak bebeklere karşı hiçbir ilgisi yok, arabalar ve uçaklar daha fazla ilgisini çekiyor.
Bazen kendi kendine kitap okuyor. “evvel zaman içinde bir kız varmış” gibi bizden duyduğu cümlelerle kendince hikayeler uyduruyor.
Babasının “neler götürelim yatağına?” sorusuyla galeyana gelip yatmaya giden bızdık, önce yatağını peluş hayvanlar, yastık, çeşitli oyuncaklar ve kitaplarla dolduruyor, sonra da onlara kitap okuyup, ninni söylerken uyuya kalıyor. O iyice dalınca da bizim yataktakileri azaltma operasyonumuz başlıyor. Sadece peluş hayvanlarsa kolay. Bazen bütün Legolarını döküyor yatağa, işte o zaman mikadonun çöpleri misali Dila’yı uyandırmadan topla toplayabilirsen.
Büyük haberlerden biri de şu; Dila emziği bıraktı. Taşınırken kaybettik ayağına yattık ve mecbur kaldı bırakmaya. İşin garip yanı hiç “meme” diye tutturmadı, özenle kaçındı memeden bahsetmekten. Ama bir ay boyunca her uyku vaktimiz olay oldu. Çok huysuzlandı, uyumak istemedi (ki uykuyu seven bir çocuktu). Gece kazara uyanırsa uyumakta zorlandı. Bir ay çok zordu kısacası. Artık pek aramıyor ama hala bazen uykuya dalma aşamasında emzik varmış gibi şapırdatıyor ağzını.
Yazmadan geçemeyeceğim bir güzel gün de, Dila ve Buğra’yı buluşturduğumuz gündü. Parkta çılgınlar gibi eğlendi kuzular. El ele tutuşup yürümeleri, beraber kurabiye yapmaları görülmeye değerdi. Umarım anneleri gibi iyi anlaşıp kanka olurlar. Gerçekleştirebilirsek haziranda da üç kafadarları bir araya getirmek için Şebo’yla çocukları alıp Bodruma, Gülüm ve Asya’yı görmeye gideceğiz. Bakalım neler olacak…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)