23 Ağustos 2011 Salı
yeni kelimeler, hareketler...
alla allaaaa
mammal (mandal)
mamba (lamba)
mamam (tamam)
Öğrenmeye tam gaz devam. Bir çok şeyi gayet güzel anlayıp, şaşırtıyor bizi. Geçende babası salonda eline bir magnet verip "al bunu buzdolabına yapıştır" dedi yapacağını hiç de düşünmeden. O sırada mutfakta olan ben şaşkınlıkla izledim bunu yapışını. Ne buzdolabını öğrettik (ki mutfağa pek giremiyor), ne yapıştırmak kelimesini.
Söylediğimiz kelimeleri tekrar çabası içinde şu aralar. Bütün kelimeler mama'nın versiyonlarına dönüşsede çabalıyor :)
Yavaş yavaş nesnelerin kime ait olduklarını anlayıp, söylemeye başlıyor. Bugün dedesinin terliklerini gördü ve "dede" dedi. Biz de annemin terliklerini gösterip (hiç giymediği terlikler) bu kimin dedik. Cevap "nannanne".
Dün mağzalardan birinde bir ayakkabı beğendi kendine ve yapıştı. Kasada parasını ödemek için bile alamadık elinden. Kasiyer çaresiz Dilanın elinde çıkardı manyetik alarmını. Annanesinin hediye olarak aldığı ışıklı ayakkabıyı ayağından çıkarmıyor şimdi ve "kim aldı kızım?" diye sorunca "nannanne" diyor.
Bebeklerini salıncağa koyup, "eee eeee eeee" diye ninni söyleyip, sallıyor.
Çok sevdiğim yeni becerilerinden biri de sofra toplamak. Babası masadan eline tuzluk, nihale gibi şeyler verip mutfağa gönderiyor Dila'yı. Bizimki çok önemli bir görevi yerine getirmenin heyecanıyla uzatıyor bana tuzluğu ve teşekkür etmeme bile fırsat tanımadan yeni görevi için koşuyor salona. Ne yalan söyleyeyim sofra toplamak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı.
mammal (mandal)
mamba (lamba)
mamam (tamam)
Öğrenmeye tam gaz devam. Bir çok şeyi gayet güzel anlayıp, şaşırtıyor bizi. Geçende babası salonda eline bir magnet verip "al bunu buzdolabına yapıştır" dedi yapacağını hiç de düşünmeden. O sırada mutfakta olan ben şaşkınlıkla izledim bunu yapışını. Ne buzdolabını öğrettik (ki mutfağa pek giremiyor), ne yapıştırmak kelimesini.
Söylediğimiz kelimeleri tekrar çabası içinde şu aralar. Bütün kelimeler mama'nın versiyonlarına dönüşsede çabalıyor :)
Yavaş yavaş nesnelerin kime ait olduklarını anlayıp, söylemeye başlıyor. Bugün dedesinin terliklerini gördü ve "dede" dedi. Biz de annemin terliklerini gösterip (hiç giymediği terlikler) bu kimin dedik. Cevap "nannanne".
Dün mağzalardan birinde bir ayakkabı beğendi kendine ve yapıştı. Kasada parasını ödemek için bile alamadık elinden. Kasiyer çaresiz Dilanın elinde çıkardı manyetik alarmını. Annanesinin hediye olarak aldığı ışıklı ayakkabıyı ayağından çıkarmıyor şimdi ve "kim aldı kızım?" diye sorunca "nannanne" diyor.
Bebeklerini salıncağa koyup, "eee eeee eeee" diye ninni söyleyip, sallıyor.
Çok sevdiğim yeni becerilerinden biri de sofra toplamak. Babası masadan eline tuzluk, nihale gibi şeyler verip mutfağa gönderiyor Dila'yı. Bizimki çok önemli bir görevi yerine getirmenin heyecanıyla uzatıyor bana tuzluğu ve teşekkür etmeme bile fırsat tanımadan yeni görevi için koşuyor salona. Ne yalan söyleyeyim sofra toplamak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı.
22 Ağustos 2011 Pazartesi
iyi ki dooğduuun nannanneee
Nannanenin (Dila'ca annanne) doğumgünü şerefine daydayla, yenge geldi İzmir'den ve hepberaber keyifli bir hafta sonu geçirdik Silivri'de. İşte bir kaç kare...
12 Ağustos 2011 Cuma
Dila asansör çağırırsa...
Dila’yla büyük insanmış gibi konuşma işini biraz fazla abarttım galiba.
Geçen gün bahçeye çıkmak üzere ayakkabılarımızı giydik. Ben kapıyı kitlerken Dila da oyalansın, merdivenlere doğru yönelmesin diye “sen de asansörü çağır kızım” dedim sanki yapabilecekmiş gibi. Ama yaptı!!!
“ geeeel, geeeel, gel” J
8 Ağustos 2011 Pazartesi
Dila, arkadaşları ve eğlence
Salı günü Kayra’yla, Dila ve Arın’ı AVM’lerden birindeki oyun alanına götürdük. Arın işi biliyor tabi, hemen kaydırakla içine girilen top havuzuna koştu, bizimkiyse şaşkın şaşkın bakındı durdu. En sonunda dayanamayıp ben soktum onu top havuzuna. Bir yarım saat kadar sıfır hareketle durduktan sonra alıştı ve “bop,bop” diye diye topları ısırmaya koyuldu. Hep beraber keyifli bir gün geçirdik.
Cuma günü de Gülüm ve Asya’yla hasret giderdik biraz. Beraber Moda’ya gittik. Sahilde bir çocuk parkı bulup, çocukları eğlendirdik. Asya dönen kaydırakla son bulan, zorlu tırmanma parkurlarını geçerken çok eğlendi, defalarca döndü durdu. Dila kumda oynayan diğer çocukların oyuncaklarıyla takılıp, onları izledi. Birkaç tanesiyle oyuncak alışverişinde bulundu. Kısacası onlar eğlendi, biz de onların eğlenmesiyle mutlu olduk. Çay bahçesinde bir şeyler atıştırıp, Ali ustadan da dondurmamızı yedikten sonra, uykusu gelen bıdıkları alıp eğlenceye evde devam ettik.
Yani bizim kız bu aralar çok sosyal J Hafta sonu da Silivri’deydik. Dün dedesi ve ananesine yapmadığı cilve kalmadı. Kalabalığı ve gezmeyi seviyor.
Bu aralar ağzından düşmeyen yeni kelimeler; Adoooo (alo), gıdı gıdı gıdaaaak (tavuk sesi), bop (topa benzeyen her şey), mamuu (maymun), daaat (saat)…
29 Temmuz 2011 Cuma
Kuzey ege seyahatimiz
Geçen cumartesi uyumadan geçen bir gecenin sabahında, kargalar kahvaltısını etmeden düştük yollara. Park yatak, puset, taşınabilir mama sandalyesi, plaj zımbırtıları, giysiler, ilaçlar, kıvır zıvır derken, bir baktık o kocaman görünen bagaj tıka basa dolmuş. Kolay olmayacağını az çok belli eden Akçay yolculuğumuz, normalde 7 saat kadar sürmesi gerekirken, molalarla ve trafikle 11,5 saat sürdü.
Dila’nın halası, kuzeni ve babannesiyle beraberdik bu tatilde. İki kuzen biraz daha kaynaştılar. Dila kendince “hala” demeye başladı. “alaaaa” ya da “lalaaaaa” diye dolaştı sabah akşam.
Düzen müzen hak getire… Uykular, dayanamadığı noktada kucakta, pusette, araba koltuğunda, şezlongda sızmak şeklinde oldu genelde. Tatilin Akçay’da geçen kısmında, yarım gün bile yerimizde oturmayıp, dağ, dere, tepe, köy gezdiğimiz için Ela ve Dila isyan bayraklarını açtılar tabi haklı olarak. İkisinde de ufak çaplı bir araba koltuğu fobisi oluşmaya başladı. Bizimkini eve gelince mama sandalyesine bile çok çok zor oturttum bir süre.
Son dört günü ise, Bozcaada’da paso denize girerek ve yatarak geçirdik. Çocuklar çok eğlendiler. Denizin de, kumda oynamanın da tadını çıkardılar. Dila şezlongda güzel şekerlemeler yaptı. Arada kum yeme girişimlerinde bulundu. Etrafta dolaşıp herkese gülücükler dağıttı. Babasına zaten düşkündü, daha da bir düşkün oldu. Onu göremeyince “baba, baba” diye aranıyor, kucağından inmek istemiyor.
Özetle güzel geçti. Eğlendik ve de dinlendik. İyi ki dinlenmişiz çünkü, dönüşümüz gelişimizden de muhteşem oldu. Bozcaada’dan evimize tam 17 saatte gelebildik. Tam bir kabustu. Molalar ve feribot kuyruğu bitirdi bizi. Bir daha ki tatile kadar dinlensek iyi olacak :) Eylülde 15 günlük, İzmir-Bodrum-Datça-Kaş planımız var çünkü. Bakalım İzmir’e kaç günde gideceğiz :)
Bu arada, Dila bana “anne” demiyor diye çok üzülüyordum son zamanlar. Söyleyebildiğini biliyorum, daha önce söylemişti ama epeydir hiç söylemiyordu. Dün akşam Arif’le konsere gittiğimizde, halasına kapıyı gösterip gösterip “anne” demiş inanamadım. Bugün de bana gelip sürekli “anne” diyor, çok mutluyum J
Not: Dila’nın bir üstten, bir alttan iki azı dişi patlamış durumda. Huysuzluk ve ağlama yine tavanda. Ne diyoruz; “ya sabııııır”
14 Temmuz 2011 Perşembe
Günün değerlisi
Hava alsın diye genelde parka ya da evin bahçesine çıkarıyorum Dila’yı. Son zamanlarda her bulduğunu ağzına götürme huyu yüzünden çileden çıkıyor ve apar topar dönüyorduk bu gezilerden. Bu yavaş yavaş değişmeye başladı. Selen’ciğimin de tavsiyesi üzerine, her seferinde sabırla “kızım bu mama değil, yenmez” diyorum artık ve işe yarıyor gibi. Arada bir yapıyor yine ama çok azaldı. Şimdi ki durum bambaşka. Dışarı çıktığı andan itibaren, yerden bir taş, yaprak ya da odun parçası gibi bir şey alıp, yürüdüğü süre boyunca daha iyisini arıyor, bulursa elindekiyle değiştiriyor. Gezinin sonunda eve bunlardan biriyle dönüyoruz. “Günün değerlisi” diyorum ben buna. Bakalım daha neler taşıyacağız eve günün değerlisi olarak…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





