21 Eylül 2011 Çarşamba

Tatil bittiiiii...

Bir hafta Silivri, birkaç gün bayram ziyaretleri ve 16 gün süren güney tatilinin sonunda döndük evimize. Dila şu bir ayda inanılmaz değişti.
Tatilimizin İzmir-Çeşme’yle başlayan ilk kısmında Dila, fazla görüşemediği dayı ve yengesiyle iyice kaynaştı. Beraber kaldığımız Alaçatı’daki evde, Dila sabahları uyanır uyanmaz  “day daaaaaay” diye bağırarak dayısını arıyordu.


İkinci durağımız Bodrum’du. Gülüm, Gürkan ve kızları Asya’yla(3 yaşında) çok güzel üç gün geçirdik. Küçük kıskançlıklarla başlayan Asya-Dila ilişkisi, ayrılırken diğerinin ismini sayıklama haline dönüşmüştü. Umarım büyüdüklerinde de bizim kadar iyi anlaşırlar.
Üçüncü durağımız olan Datça-Palamutbükü gittiğimiz en sakin tatil beldesi olmasına rağmen, en sosyalleştiğimiz yer oldu. Kızımız ilk defa bir erkek arkadaşıyla sahilde el ele tutuşup yürüdü J Kelimelerin sadece ilk hecesini söyleyen Kuzey(20 aylık) “Di, di, di” diyerek Dila’nın peşinden ayrılmadı. Birkaç bebekle daha tanışan Dila, onlara karşı sıcak ama mesafeliydi. Genelde oyuncağı alınan ve gözlem yapan taraf oldu.
İlk kez Dila’nın önüne bir kase yoğurt ve bir kaşık koyduk, kendi başına yemesi için. Sonunda on parmağı, yüzünün büyük bir kısmı ve mama sandalyesi yoğurttan nasibini almıştı ama çok eğlendi bızdık. Bizde tabii…

Sadece bir gün kaldığımız sonraki durağımız Ölüdeniz’de kızımıza bir çanta aldık. 40 yıldır takıyormuş gibi koluna takıp, kırıtarak yürüyüşünü görünce koptuk. Bu yeni nesil bir tuhaf, doğuştan kokoşlar J
Son durağımız Kaş’ta Dila gezme moduna iyice alışmıştı artık. Otel odasında on dakikadan fazla kalırsak, terliklerimizi giydirmeye çalışıp, “attaaaa” diyerek kapıya sürüklüyordu bizi. Akşamları pusette uyumaya o kadar alışmıştı ki, uykusu gelince pusetini istemeye başladı (dönünce yatakta uyumayacak diye korkmaya başlamıştım ama neyse ki öyle olmadı).
Akşamları Dila pusetinde uyurken, biz gezmeye ve keyif yapmaya devam ettik tabiî ki. Sabahları da erken kalkmak istemedik haliyle. Dila’nın şöyle bir huyu var; uyanınca genelde 5-10 dakika mırıldanır, olmadı anne ya da baba diye seslenir ve cevap alamazsa bir süre sonra yeniden uyur. Biz de bu güzel huyu sonuna kadar değerlendirdik ve bu sayede 9-9:30’lara kadar uyuduğumuz oldu. Bunlardan birinde Dila uyanmış(park yatağında uyuyor kendisi) ve bizi uyandırmaya çalışırken emziğini düşürmüş yatağın altına. E emziksiz de uyuyamıyor. Sonuç şöyle:
Anneeee……… anneeeeeeeee………
Babaaaaa……….. babaaaaaaaa…………
Bizden ses yok
Mene, mene (emzik)…………….
Alla allaaaaaaaa????????
Kısacası bizim bızdık derdini gayet güzel anlatıyor artık. Konuşmayı da bayağı geliştirdi. İşte bazı yeni kelimeler;
Aylan (ayran)
Baaabus (karpuz)
Btik (patik-ayakkabı)
Baa (bal)
Musşş (muz)
Şşşşü (süt)
Ssss (su)
Mene (emzik)
Mamen (badem)
Daj (taş—bu tatil boyunca en çok duyduğumuz kelime)
Nen nen (araba sesi)
Baagak (bardak)
Badades (patates)
Becete (peçete)
Abba (abla)
İstanbul’da uzun zamandır görüşemediğimiz dostlarımız Selen, Akgün ve kızları Duru’yla da Kaş’ta buluştuk ve 4-5 saat de olsa hasret giderdik. Dila’dan altı ay büyük olan Duru’nun sevgi dolu sarılma teşebbüslerine bizim ki her ne kadar çekimser yaklaştıysa da, bence iyi anlaştılar. Biz de parkta çocukları sallarken, beraber bir çok kez tatil yapmış insanlar olarak Selen’le birbirimize  bakıp halimize inanamadık, her şey ne kadar farklı.
Dönüşümüz molalarla birlikte 12 saat sürdü ve Dila bu sürenin sadece üç saatinde uyudu. Geri kalan sürede animatörlük işi bana düştü tabii. Badem, oyuncak, şarkı, fotoğraf makinesi gibi şeylerle oyalamaya çalıştım bızdığı. Kolay olmadı ama başardık.
Eski uyku ve yemek düzenimize dönmeye başladık yavaş yavaş. Beklediğimden daha çabuk uyum sağladı. İki gündüz uykusuna devam. Döndüğümüzden beri(cumartesi) uyku dışında emzik de vermiyoruz. Arada tutturuyor ama dikkatini başka yöne çekerek (hala yapabiliyorken bu yöntemi değerlendirmek lazım) unutturuyoruz.

23 Ağustos 2011 Salı

eee eeee eeeeee

yeni kelimeler, hareketler...

alla allaaaa
mammal (mandal)
mamba (lamba)
mamam (tamam)
Öğrenmeye tam gaz devam. Bir çok şeyi gayet güzel anlayıp, şaşırtıyor bizi. Geçende babası salonda eline bir magnet verip "al bunu buzdolabına yapıştır" dedi yapacağını hiç de düşünmeden. O sırada mutfakta olan ben şaşkınlıkla izledim bunu yapışını. Ne buzdolabını öğrettik (ki mutfağa pek giremiyor), ne yapıştırmak kelimesini.
Söylediğimiz kelimeleri tekrar çabası içinde şu aralar. Bütün kelimeler mama'nın versiyonlarına dönüşsede çabalıyor :)
Yavaş yavaş nesnelerin kime ait olduklarını anlayıp, söylemeye başlıyor. Bugün dedesinin terliklerini gördü ve "dede" dedi. Biz de annemin terliklerini gösterip (hiç giymediği terlikler) bu kimin dedik. Cevap "nannanne".
Dün mağzalardan birinde bir ayakkabı beğendi kendine ve yapıştı. Kasada parasını ödemek için bile alamadık elinden. Kasiyer çaresiz Dilanın elinde çıkardı manyetik alarmını. Annanesinin hediye olarak aldığı ışıklı ayakkabıyı ayağından çıkarmıyor şimdi ve "kim aldı kızım?" diye sorunca "nannanne" diyor.
Bebeklerini salıncağa koyup, "eee eeee eeee" diye ninni söyleyip, sallıyor.
Çok sevdiğim yeni becerilerinden biri de sofra toplamak. Babası masadan eline tuzluk, nihale gibi şeyler verip mutfağa gönderiyor Dila'yı. Bizimki çok önemli bir görevi yerine getirmenin heyecanıyla uzatıyor bana tuzluğu ve teşekkür etmeme bile fırsat tanımadan yeni görevi için koşuyor salona. Ne yalan söyleyeyim sofra toplamak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı.

22 Ağustos 2011 Pazartesi

iyi ki dooğduuun nannanneee

Nannanenin (Dila'ca annanne) doğumgünü şerefine daydayla, yenge geldi İzmir'den ve hepberaber keyifli bir hafta sonu geçirdik Silivri'de. İşte bir kaç kare...



12 Ağustos 2011 Cuma

Dila asansör çağırırsa...

Dila’yla büyük insanmış gibi konuşma işini biraz fazla abarttım galiba.
Geçen gün bahçeye çıkmak üzere ayakkabılarımızı giydik. Ben kapıyı kitlerken Dila da oyalansın, merdivenlere doğru yönelmesin diye “sen de asansörü çağır kızım” dedim sanki yapabilecekmiş gibi. Ama yaptı!!!
“ geeeel, geeeel, gel”  J

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Dila, arkadaşları ve eğlence

Salı günü Kayra’yla, Dila ve Arın’ı AVM’lerden birindeki oyun alanına götürdük. Arın işi biliyor tabi, hemen kaydırakla içine girilen top havuzuna koştu, bizimkiyse şaşkın şaşkın bakındı durdu. En sonunda dayanamayıp ben soktum onu top havuzuna. Bir yarım saat kadar sıfır hareketle durduktan sonra alıştı ve “bop,bop” diye diye topları ısırmaya koyuldu. Hep beraber keyifli bir gün geçirdik.




Cuma günü de Gülüm ve Asya’yla hasret giderdik biraz. Beraber Moda’ya gittik. Sahilde bir çocuk parkı bulup, çocukları eğlendirdik. Asya dönen kaydırakla son bulan, zorlu tırmanma parkurlarını geçerken çok eğlendi, defalarca döndü durdu. Dila kumda oynayan diğer çocukların oyuncaklarıyla takılıp, onları izledi. Birkaç tanesiyle oyuncak alışverişinde bulundu. Kısacası onlar eğlendi, biz de onların eğlenmesiyle mutlu olduk. Çay bahçesinde bir şeyler atıştırıp, Ali ustadan da dondurmamızı yedikten sonra, uykusu gelen bıdıkları alıp eğlenceye evde devam ettik.

Yani bizim kız bu aralar çok sosyal J Hafta sonu da Silivri’deydik. Dün dedesi ve ananesine yapmadığı cilve kalmadı. Kalabalığı ve gezmeyi seviyor.
Bu aralar ağzından düşmeyen yeni kelimeler;  Adoooo (alo), gıdı gıdı gıdaaaak (tavuk sesi), bop (topa benzeyen her şey), mamuu (maymun), daaat (saat)…

29 Temmuz 2011 Cuma

Kuzey ege seyahatimiz

Geçen cumartesi uyumadan geçen bir gecenin sabahında, kargalar kahvaltısını etmeden düştük yollara. Park yatak, puset, taşınabilir mama sandalyesi, plaj zımbırtıları, giysiler, ilaçlar, kıvır zıvır derken, bir baktık o kocaman görünen bagaj tıka basa dolmuş. Kolay olmayacağını az çok belli eden Akçay yolculuğumuz, normalde 7 saat kadar sürmesi gerekirken, molalarla ve trafikle 11,5 saat sürdü.
Dila’nın halası, kuzeni ve babannesiyle beraberdik bu tatilde. İki kuzen biraz daha kaynaştılar. Dila kendince “hala” demeye başladı. “alaaaa” ya da “lalaaaaa” diye dolaştı sabah akşam.




Düzen müzen hak getire… Uykular, dayanamadığı noktada kucakta, pusette, araba koltuğunda, şezlongda sızmak şeklinde oldu genelde. Tatilin Akçay’da geçen kısmında, yarım gün bile yerimizde oturmayıp, dağ, dere, tepe, köy gezdiğimiz için Ela ve Dila isyan bayraklarını açtılar tabi haklı olarak. İkisinde de ufak çaplı bir araba koltuğu fobisi oluşmaya başladı. Bizimkini eve gelince mama sandalyesine bile çok çok zor oturttum bir süre.
 



Son dört günü ise, Bozcaada’da paso denize girerek ve yatarak geçirdik. Çocuklar çok eğlendiler. Denizin de, kumda oynamanın da tadını çıkardılar. Dila şezlongda güzel şekerlemeler yaptı. Arada kum yeme girişimlerinde bulundu. Etrafta dolaşıp herkese gülücükler dağıttı. Babasına zaten düşkündü, daha da bir düşkün oldu. Onu göremeyince “baba, baba” diye aranıyor, kucağından inmek istemiyor.
Özetle güzel geçti. Eğlendik ve de dinlendik. İyi ki dinlenmişiz çünkü, dönüşümüz gelişimizden de muhteşem oldu. Bozcaada’dan evimize tam 17 saatte gelebildik. Tam bir kabustu. Molalar ve feribot kuyruğu bitirdi bizi. Bir daha ki tatile kadar dinlensek iyi olacak :) Eylülde 15 günlük, İzmir-Bodrum-Datça-Kaş planımız var çünkü. Bakalım İzmir’e kaç günde gideceğiz :)
Bu arada, Dila bana “anne” demiyor diye çok üzülüyordum son zamanlar. Söyleyebildiğini biliyorum, daha önce söylemişti ama epeydir hiç söylemiyordu. Dün akşam Arif’le konsere gittiğimizde, halasına kapıyı gösterip gösterip “anne” demiş inanamadım. Bugün de bana gelip sürekli “anne” diyor, çok mutluyum J
Not: Dila’nın bir üstten, bir alttan iki azı dişi patlamış durumda. Huysuzluk ve ağlama yine tavanda. Ne diyoruz; “ya sabııııır”