26 Mayıs 2011 Perşembe

1 Yaşında Dila neler yapıyor?

Dila’daki değişiklikleri yazmayı bir türlü başaramadım, birikti.
Benim bu aralar en çok sevindiğim gelişme, Dila’nın öpmeyi öğrenmesi oldu. Tabi daha çok dudaklarını yanağımıza değdirerek bol salya bırakıyor ama olsun, çok tatlı oluyor. Bazen bunu söylemeden, içinden geldiği için yapıyor, o zaman bitiyorum.
Anladığı kelimeler her geçen gün artıyor. Karga deyince gaklıyor, alkış deyince alkışlıyor, atta deyince çok heyecanlanıyor…
Bana sürekli kitaplarını getirip okumamı istiyor. Ama daha 5.saniyede sıkılıp diğer kitabını uzatıyor. En çok kitaplarıyla vakit geçirmeyi seviyor, umarım bu değişmez. Çok fazla oyuncağa karşı olduğumu söylerdim hep ama bazen salona şöyle bir bakıyorum da oyuncakçı dükkanına dönüyor yavaş yavaş. Biz sadece 3-4 oyuncak aldık bugüne kadar ama bir şekilde çoğalıyorlar.
Uykuya gelince; akşamları 21:30 gibi yatıp, sabah 7:30-8:00 gibi kalkıyor. Gece 12:00 gibi süt içmek için uyanıp, kaldığı yerden devam ediyor uykusuna. Bazı geceler birkaç kez emzik için uyandığı oluyor. Gündüz de 10:30 ve 15:00 civarı 1:30 saatlik iki uykusu oluyor. Uyku önceleri emzik ve ayıcığını(uyku arkadaşı) verince, evin çeşitli yerlerinde, garip şekillerde yatıyor yere. Ama yatağına yatmamak için direniyor bir süre. Bazen gece uykusu için yatırdığımda yarım saat debeleniyor yatakta. Kendini oradan oraya atıyor, şirinlik yapıyor, daha olmazsa ağlıyor ama almıyorum ve sonunda pes edip uyuyor.



Yemek konusunda eskisi kadar iştahlı değil. Sevdiği şeyleri yine mırıldana mırıldana yiyor ama genelde biraz uğraşıyoruz. Çok ısrar etmiyorum yemezse, bir süre bekleyip tekrar deniyorum. Yeni bazı huylarıysa biraz sinir bozucu. Ağzındakileri tükürüyor, kaşığa yapışıyor, kaseyi devirmeye çalışıyor, sinirleniyor. Pür dikkat kesiliyorum yedirirken, o kadar eli çabuk ki ne olduğunu anlamadan bir kase yemeği üzerinde bulabiliyorum. Eee gelişmeler hep iyi yönde olmuyor tabi.
Pencereden bakmak yeni eğlencesi, sürekli pencereyi gösteriyor. Çığlıklar atarak dışarıdaki kuşlara bakıyor.  Her gün dışarı çıkarmaya çalışıyorum son zamanlarda. En kötü ihtimalle evin bahçesinde dolaşıyoruz beraber. Kedi arıyoruz, bitkilere bakıyoruz, bahçedeki zavallı kaplumbağayı taciz ediyoruz.
Yürüme konusunda daha rahat ama hala elimi bırakınca korkup oturuyor. Sadece tam doğum gününde yardımsız birkaç adım attı, hem de defalarca. Annemler, Cenk ve İpek vardı bizde. Onlara şov yapmak istedi sanırım, çünkü bir daha teşebbüs etmedi.
Söylediği kelimelere yenileri eklendi;
Uşşş-----kuş (kuşlara garip bir ilgisi var)
Kedi-----sadece 2-3 kez söyledi, artık söylemiyor
Mem-----emzik
Ali baba-----aynen bu şekilde sadece bir kez söyledi, tesadüf de olabilir tabi
Mam mam-----mama
Bvuu-----su
Eda-----Dila (Biz Dila dedikçe o ısrarla Eda diyor, galiba yanlış koyduk ismini J)
Bir de anlatmak istediğim Dila’nın çimenlerle tanışma hikayesi var. Yıldız parka gittik yine bir sabah kahvaltıya. Ama bu sefer bızdığı çimlere oturttuk. Tabi yerinde durur mu bizimki, hemen emeklemek istedi ve ellerini yere koymasıyla kaldırıp, limon yemiş gibi silkelenmeye başlaması bir oldu. Çok huylandı çimenlerden. Biz çok eğlendik ama o bir süre hareket edemediği için pek mutlu olmadı, daha sonra alıştı biraz. Kameraya çektim ama ilk tepkisini kaçırdık tabi. Bir de limonla tanıştı dün akşam, o da ayrı bir hikaye.
Doktor kontrolümüz sürekli bazı sebeplerden erteleniyor. Pazartesi umarım gerçekleşecek. Bir yaş kontrolü olduğu için koca bir soru listesi var elimde, sormak için sabırsızlanıyorum. İşte gelişmeler böyle. Oh be rahatladım.

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Doğum günü partisi

Son haftaya kadar bir plan yapamadık Dila’nın doğum günü için. Havanın güzel olacağını öğrenince de Yıldız Parkta bir piknik partisi yapalım dedik. Pasta sipariş edildi, börekler, çörekler hazırlandı ve saat 14:00’deki parti için saat 11:00’de parkın içinde boş bir piknik masası aramaya başladık. Bir saatlik dolanmanın ardından gönlümüze göre bir masa bulduk ve yerleştik. Arkadaş, akraba derken 41 kişilik güzel bir güruhla kutladık Dila’mızın doğum gününü.


Açık havayı seven bızdığın keyfi yerindeydi bütün gün. Kucaktan kucağa gezip cilve yaptı bol bol, pasta, börek yedi. Pekmezli kurabiye dışında tanıştığı ilk tatlı oldu doğum günü pastası.



Açık hava hepimize iyi geldi, herkes mutlu görünüyordu. Keyifli ve güzel bir gün geçirdik. Günün olayı da sanırım, bütün gün ötüp duran kargalardan sonra, Dila’nın da gaklamaya başlaması oldu. Bayağı bildiğimiz karga sesi çıkarıyor, gaaak gaaak gaaaaak… İşin kötüsü hala gaklamaya devam ediyor. Keşke bülbül falan olsaydı parkta karga yerine J
Göztepe’den Bahçeşehir’e İstanbul’un bilumum yerlerinden geldi sevdiklerimiz sağ olsunlar. Hatta yengeyle, dayısı taa İzmir’den geldiler Dila için. Tekrar çoook teşekkür ediyoruz buradan hepinize.


İyi ki doğdun Dila...

Dila’nın doğduğu günü anımsıyorum da, ne kadar yeni ve farklıydı anne olma düşüncesi. Çok heyecanlı ve acemi hissediyordum kendimi. Hala zaman zaman bir garip oluyorum anne olduğumu düşününce ama bir yandan da sanki senelerdir anneymişim gibi geliyor. Bunun sebebi anneliği çözmüş, bitirmiş olmam falan değil tabiî ki, daha önceki hayatımı unutmaya başlamam. Dila’yla beraber her şey değişti hayatımızda. Ben işimi bıraktım, Arif tango eğitmenliğini ve sporu bıraktı. Çok sevdiği ve daha hevesini çok da alamadığı motoruna binemez oldu. Dansa gidememeye, arkadaşlarımızla görüşememeye başladık. Bambaşka bir hayatın içinde bulduk kendimizi. Öyle, çocuk olunca hiçbir şeyi değiştirmeyeceğim hayatımda, o uyum sağlasın hikayesi de yalanmış tabi. Ama Dila hayatımıza girdiğinden beri öyle bir sevgiyle tanıştık, öyle farklı ve güzel şeyler yaşadık ki, galiba Arif’in de dediği gibi, bir şeyleri yapamadığımız değil, farklı şeyler yapacağımız bir süreç bu.


Omzumuza başını koyup uyuya kalması, gördüğü bir kedi ya da oyuncağa heyecanlanıp bunu bizimle paylaşmak için gözümüzün içine bakıp kocaman gülümsemesi, ilk kez anne-baba deyişi, korkarak ve heyecanla bize doğru yardımsız attığı ilk adımlar, müzik duyunca popo sallaması, minicik elleriyle ayısına sarılıp uyurkenki masumluğu, beraber yaptığımız yolculuklar, ona sarılıp uyumak, bol salyalı ilk öpücüğü ve daha milyonlarca şey… Bunlardan sadece biri için bile şunu söyleyebilirim; iyi ki doğdun güzel kızım, iyi ki varsın.

6 Mayıs 2011 Cuma

hediyelerin en anlamlısı

Birkaç gündür etrafımdaki herkesten “Dila anne dedi duydun mu?” cümlesini duyuyordum da, Dila’nın anne deyişine hiç denk gelememiştim maalesef. Sonunda bugün duydum ve çok mutlu oldum. Tam olarak anne diyemiyor, daha çok “amme” ye benziyor söylediği şey ama olsun, önemli olan ne demek istediği J Benim için olabilecek en güzel anneler günü hediyesi bu.
Bızdığın söyleyebildiği kelimelere mama ve ber(ver) de eklendi bu hafta. Bol bol bir şeyler anlatıyor kendi dilinde, çabalıyor. Ördek, bebek ve top gibi oyuncaklarını ismiyle tanımaya ve isteyince vermeye başladı artık.


26 Nisan 2011 Salı

11.ay bitti

Uzun zamandır Dila’yla ilgili gelişmeleri yazamıyordum ama unutmaya başlamadan yazsam iyi olacak.
Dila son bir ayını, bize yardımcı olmak istercesine hastalıksız geçirdi. Her ay 2-3 kere ziyaret ettiğimiz doktorumuza bu ay sadece rutin kontrol için gittik. Arada diş çıkarma huysuzlukları, burun akıntıları falan oldu ama onlar mühim değil. 11. Ay kontrolünde Meral hanım Dila’nın gelişimini beğendi. Her şey yolunda gibi görünüyor. Boy: 74,5cm. kilo: 9,865gr. olmuş.
Üst dişlerden biri nihayet patladı. Yalnız beklenilen üst ön kesicilerden değil de, onların hemen yanındaki(sol) diş çıktı. Görünürde başka çıkan da yok. Enteresan bir görüntü olacak, hadi bakalım. Tabi bu diş çıkarma işi öyle kolay olmuyor. Huysuzluk tavan yaptı. Özellikle son birkaç gündür yere göğe sığamıyor kızımız. Ağlamak için her fırsatı değerlendiriyor. Uyumak, yemek yemek istemiyor ama uyanık da kalamıyor. Böyle bir durum.
Emeklemeye ve sıralamaya devam. Tek elini tutunca gayet güzel yürüyor, iki elinden tutarsak neredeyse koşuyor. Geçen hafta iki elini de bırakıp 4-5 adım atmış ama ne yazık ki biz göremedik, annem ve day day görmüş. Dayısına doğru yürümüş. Bir ara bize tutunarak ayağa kalkıp, ellerini bırakıyor ve 5-10 saniye tutunmadan duruyordu ama sonunda o kadar çok seviniyordu ki, heyecandan zıplarken düşüveriyordu bıdık. Bu aralar yapmıyor. Müzik duyarsa popo sallıyor. Duvara tutunarak kalkıp, sıralamaya da başladı. Yakında yürüyecekmiş gibi duruyor.
Artık söylediğimiz bir çok şeyi anlıyor. Anlamını bildiği sözcüklerden bazıları; anne, baba, dede, anane, babaanne, hala, day day, gel, ver, al, mama, su, yoğurt(bayılıyor ve bu kelimeyi duyunca ağız kocaman açılıyor), pisi pisi, kuş, emzik, möö…
Söyleyebildiği kelimeler ise; gel, baba, dede. Bir de kedi görünce “sssss” gibi bir ses çıkarıyor. Sanırım “pisi pisi” demeye çalışıyor J. Bunlar dışında keyfi yerindeyse bolca bir şeyler anlatıyor ama ne demek istediğini biz henüz anlamıyoruz. Doktorumuzun da önerisiyle, kitaplarındaki resimleri göstererek hikayeler anlatıyorum ona bu aralar. Pür dikkat dinliyor beni 5-10 dakika. Sonra ona “nerede kızım kuş?” gibi sorular soruyorum, bazen gösteriyor keyfi tutarsa.
Her şeyi inceleme halinde bugünlerde. İnsanları inceliyor, eşyaları inceliyor… Taklit etmeye bile başladı. Geçen gün babamı boyun egzersizi yaparken epeyce bir incelemiş. Şimdi “ne yapıyor kızım dede?” deyince tüm ciddiyeti ile elini başına koyup gösteriyor. Bayılıyorum o haline. Bir de eline peçete geçerse hemen ağzımızı siliyor J.



22 Nisan 2011 Cuma

Dila dedesini, biz babamızı kaybettik...

15 Nisan cuma akşamı huzura kavuştu Yaşar babamızın ruhu... 





                 Seni çok özleyeceğiz, mekanın cennet olsun babacığım...

5 Nisan 2011 Salı

“dede”

Pek keyfimiz yok bu aralar ailecek. Dila’nın tam “dede” demeye başladığı günlerde Yaşar babamızı yoğun bakıma aldılar. Şu anda evde ama durumu ciddiyetini koruyor. Aklımız ve kalbimiz onunla…
Dila her şeyden bihaber olarak büyümeye ve gelişmeye devam ediyor tabi(neyse ki). İşte fotoğraflar...