29 Temmuz 2011 Cuma

Kuzey ege seyahatimiz

Geçen cumartesi uyumadan geçen bir gecenin sabahında, kargalar kahvaltısını etmeden düştük yollara. Park yatak, puset, taşınabilir mama sandalyesi, plaj zımbırtıları, giysiler, ilaçlar, kıvır zıvır derken, bir baktık o kocaman görünen bagaj tıka basa dolmuş. Kolay olmayacağını az çok belli eden Akçay yolculuğumuz, normalde 7 saat kadar sürmesi gerekirken, molalarla ve trafikle 11,5 saat sürdü.
Dila’nın halası, kuzeni ve babannesiyle beraberdik bu tatilde. İki kuzen biraz daha kaynaştılar. Dila kendince “hala” demeye başladı. “alaaaa” ya da “lalaaaaa” diye dolaştı sabah akşam.




Düzen müzen hak getire… Uykular, dayanamadığı noktada kucakta, pusette, araba koltuğunda, şezlongda sızmak şeklinde oldu genelde. Tatilin Akçay’da geçen kısmında, yarım gün bile yerimizde oturmayıp, dağ, dere, tepe, köy gezdiğimiz için Ela ve Dila isyan bayraklarını açtılar tabi haklı olarak. İkisinde de ufak çaplı bir araba koltuğu fobisi oluşmaya başladı. Bizimkini eve gelince mama sandalyesine bile çok çok zor oturttum bir süre.
 



Son dört günü ise, Bozcaada’da paso denize girerek ve yatarak geçirdik. Çocuklar çok eğlendiler. Denizin de, kumda oynamanın da tadını çıkardılar. Dila şezlongda güzel şekerlemeler yaptı. Arada kum yeme girişimlerinde bulundu. Etrafta dolaşıp herkese gülücükler dağıttı. Babasına zaten düşkündü, daha da bir düşkün oldu. Onu göremeyince “baba, baba” diye aranıyor, kucağından inmek istemiyor.
Özetle güzel geçti. Eğlendik ve de dinlendik. İyi ki dinlenmişiz çünkü, dönüşümüz gelişimizden de muhteşem oldu. Bozcaada’dan evimize tam 17 saatte gelebildik. Tam bir kabustu. Molalar ve feribot kuyruğu bitirdi bizi. Bir daha ki tatile kadar dinlensek iyi olacak :) Eylülde 15 günlük, İzmir-Bodrum-Datça-Kaş planımız var çünkü. Bakalım İzmir’e kaç günde gideceğiz :)
Bu arada, Dila bana “anne” demiyor diye çok üzülüyordum son zamanlar. Söyleyebildiğini biliyorum, daha önce söylemişti ama epeydir hiç söylemiyordu. Dün akşam Arif’le konsere gittiğimizde, halasına kapıyı gösterip gösterip “anne” demiş inanamadım. Bugün de bana gelip sürekli “anne” diyor, çok mutluyum J
Not: Dila’nın bir üstten, bir alttan iki azı dişi patlamış durumda. Huysuzluk ve ağlama yine tavanda. Ne diyoruz; “ya sabııııır”

14 Temmuz 2011 Perşembe

Günün değerlisi


Hava alsın diye genelde parka ya da evin bahçesine çıkarıyorum Dila’yı. Son zamanlarda her bulduğunu ağzına götürme huyu yüzünden çileden çıkıyor ve apar topar dönüyorduk bu gezilerden. Bu yavaş yavaş değişmeye başladı. Selen’ciğimin de tavsiyesi üzerine, her seferinde sabırla “kızım bu mama değil, yenmez” diyorum artık ve işe yarıyor gibi. Arada bir yapıyor yine ama çok azaldı. Şimdi ki durum bambaşka. Dışarı çıktığı andan itibaren, yerden bir taş, yaprak ya da odun parçası gibi bir şey alıp, yürüdüğü süre boyunca daha iyisini arıyor, bulursa elindekiyle değiştiriyor. Gezinin sonunda eve bunlardan biriyle dönüyoruz. “Günün değerlisi” diyorum ben buna. Bakalım daha neler taşıyacağız eve günün değerlisi olarak…

Yeni marifetler

Bu aralar hızlı bir değişim sürecindeyiz, her gün yeni bir şeyler öğreniyor Dila.
İki gün önce ilk defa koltuğa çıkmaya başladı. Gayet güzel yardımsız çıkıyor. Fakat düşmesin diye çok fazla koltuğa çıkarmadığımızdan bızdığı, inmek konusunda istikrarlı bir başarısı yok. Genelde inebiliyor ama geçen gün kafa  üstü indi mesela.
Dün de ilk defa bir yere tutunmadan ayağa kalkmayı başardı. O kadar sevinip alkışladık ki, bizim ki “çok önemli bir şey yapmış olmalıyım” modunda defalarca yere oturup kalktı ve alkış bekledi.

7 Temmuz 2011 Perşembe

Melaba :)

İyice dillendi bizim bıdı. Yeni favori kelimemiz “melaba”...
“Nerede?” sorusuna minik parmağıyla göstererek “buyda” ya da “oyda” diyor.
Geçenlerde de tartıştı benimle, şok oldum. Oto koltuğuna binmek konusunda inatlaşınca bizimki parmağını sallaya sallaya başladı bana söylenmeye. Söylediklerini olmasa da, söylemek istediklerini gayet iyi anladım.
Geçtiğimiz dört gün Silivri’deydik yine. Dila bol bol havuz ve meyve keyfi yaptı. Üzerinde sadece beziyle çimlerde oturup göbeğinden, kollarından süzüle süzüle meyve yedi. Yalnız çimlerden çok keyif aldığını söyleyemeyeceğim ne yazık ki. Hala huylanıyor ve mümkün olan en az yerinin çimle temas etmesi için bir bacağını havada tutarak oturuyor. Bu komik halini fotoğrafladım tabiî ki ama fotoğraf makinesini orada unuttuğum için fotoğrafları daha sonra koyacağım bloga.
Eve dönünce o uyumlu ve neşeli Dila gidiyor, agresif ve sulu gözlü bir Dila geliyor. Ne kadar diş sıkıntısı da olsa, Silivri’de açık hava, dolaşmak, havuz, değişik bir mekan derken sıkıntısını unutuyor bızdık. Eve dönünce de hepsini hatırlamaya başlıyor. Bugün huysuzluk had safhada yine. Geçtiğimiz üç saat boyunca üç-dört kere ağlama krizi geçirdi diyebilirim. Basit popo üstü düşmeler bile olay oluyor. Her gün bir şekilde yarım saat de olsa çıkarıyorum dışarı ama daha fazla çıkarmalıyım sanırım. Kışın çok soğuk, yazın çok sıcak derken yeterince hava alamıyor kuzum.

28 Haziran 2011 Salı

Son günlerde Dila...

Yazmak istediğim şeyler biriktikçe birikti. Öncelikle aşı nedeniyle gittiğimiz 13.ay kontrolümüzden bahsetmek istiyorum biraz. Her şey yolunda görünüyor. Bu aralar Dila huysuz modda, sebebinin patlamak üzere olan üst dişler olduğunu düşünüyordum. Yanılmamışım, doktorumuz Dila’nın aynı anda birden fazla diş çıkarttığını, son zamanlardaki huysuz ve sinirli hallerinin gayet normal olduğunu söyledi (Bu arada 7. diş(üst ön) bugün patladı. Yanındaki de her an patlayabilir). Dila’ya herhangi bir şey için “yapma” dediğim zaman direk kafasına vurmaya, saçını çekmeye, bazen de bana saldırmaya başladı son zamanlarda. Bu çok moralimi bozuyor, acaba ben mi çok tepki veriyorum, yanlış bir şey mi yapıyorum diye kendimi sorguluyorum.  Ama sanırım ara ara böyle ruh halleriyle karşılaşmamız normalmiş. Kilo:10,540gr. Boy:77,5cm. olmuş. Gelişimini iyi buldu doktorumuz. Bir aşı oldu ve kan sayımı yapıldı. Kansızlığı düzelmiş.
Bu günlerde Dila’yı dışarı çıkarmak konusunda çok dertliyim çok. Hava alsın, evde sıkılmasın diye genelde Yıldız parka götürüyorum bızdığı. Ama son zamanlarda park keyfi değil, park eziyeti yaşıyoruz maalesef. Çünkü daha önce uyku saatine denk getirip, pusetiyle biraz yürüyüş yaptıktan sonra uyuya kalan bıdıyla, oradaki kafeye oturup bir kahve ve kitap keyfi yaptıktan sonra, biraz da çimenlerde oynayan bizim, yeni durumumuz şöyle;  Yarım saatten fazla pusetle gezdirilen Dila uyumayıp, mızıklanmaya başladığı için çimlere indirilir. Pusette olmadığı her an yerde bulduğu her türlü çel çöp, yaprak, çimen, taş, toprak hatta çiğnenip atılmış sakızı bile ağzına götürmeye kalan meraklı bızdıkla daha fazla mücadele edecek gücü kalmayan anne, çareyi onu kucağına almakta bulacağını sanır ama nafile. Dila asla kucakta durmak istemez ve apar topar eve dönülür. Maalesef bu durum sadece parkta değil, dışarı çıktığımız her durumda olmaya başladı. Pusette ya da kucakta durmuyor, yere indirince de malum, gördüğü her şeyin tadına bakıyor. Bu oral dönem ne zaman biter diye sordum doktora bir umut. 2-2,5 yaş dedi ve yıkıldım. Daha bile uzun sürebilirmiş L
Bizim kız gezmeyi seviyor. Bugün odasından pantolonunu getirip giydirmemizi istedi. Onu giyince dışarı çıktığını bildiğinden, bizim giydirmediğimizi görünce kendi giymeye çalıştı. Artık derdini gayet güzel anlatıyor.
Geçen hafta bir öğlen babasının işyerine götürdüm Dila’yı. Sürpriz yaptık, baba mest oldu tabi. Bir anda oradaki herkesin ilgi odağı olan kuzu bir müddet donup kaldı. Sonra ortama adapte oldu ve babasının masasındaki her şeyi karıştırmaya başladı.


Pazar günü de mavilerle kahvaltı keyfi yaptık. 10 yetişkin, 5 bebe vardı bu buluşmada. 4-5 saat birlikteydik ama Selen’in de dediği gibi hep beraber masada oturuşumuz ve kesintisiz sohbet edişimiz, sanırım 5-10 dakikayı geçmemiştir. Yine de çok iyi geldi, özlemişiz birbirimizi. Çocuklarımızın hemen hemen aynı yaşlarda olması, şu an için anlamasak da ileride çok işimize yarayacak gibi görünüyor J


22 Haziran 2011 Çarşamba

Su kurbağası

Bu haftaki Silivri maceramızda Dila bir su kurbağasına dönüştü diyebilirim. Suya ilk girerken biraz üperiyor ama bu durumu komik bulup hemen gülmeye başlıyor bıdık.


Dila’nın ikinci favorisi kayısı oldu bu hafta sonu. Kollarından süzüle süzüle götürdü kayısıları. Erik ve kayısı çekirdeklerini gayet güzel ayıklıyor benim akıllı kızım J