22 Mart 2011 Salı

10.ay bitti

Dün 10. ay kontrolüne gittik doktorumuza. Boy:73cm, kilo:9,300gr. olmuş. Her zaman elimde bir soru listesiyle gittiğim aylık kontrollerin aksine, bu sefer soracak soru bulamadım, hemencecik bitti kontrolümüz.

Hafta sonu Cenk ve İpek geldiği için annemlerde kaldık hep beraber. Gündüzleri fuarda olduklarından sabah ve akşamları hasret gidermeye çalıştık. Dila bol bol cilvelendi dayı ve yingeye, bütün şirinliklerini sergiledi. Dayıyla, yingesi de hediye olarak  ilk enstrümanını almışlar kızımıza; gitar…(Bizden pek fırsat bulamadı oynamaya gerçi yavrucak :) )

Hasretle kucaklanan, öpülüp koklanan, bol bol oyun oynatılan ve kucaktan inmeyen sevgi pıtırcığı mest oldu tabi. Normalde uykusu azıcık gecikince homurdanan bızdık, gece ve gündüz uyumamak için elinden geleni yaptı. Daha yattığı odaya yaklaşırken başlıyordu çılgınlar gibi ağlamaya. Bir yolunu bulup başarınca yatırmayı, bu sefer de sabaha karşı 3:00-4:00 gibi oyun oynamaya hazır bir halde, ağlayarak kalkıyor ve salona gidene kadar da susmuyordu. Ben de hasta olduğumdan, anneciğimi epeyce bir yorduk bu hafta sonu.

Kuzeni Ela’ya da Pazar günü kavuştu Dila. Ela tam bir abla modundaydı. Birer birer oyuncaklarını getirip Dila’ya verdi oynaması için. Beraber oturup vakit geçirdiklerini görmek çok keyifliydi.
Dila’nın ilklerine yenileri eklendi bu hafta sonu. Bay bay deyince el sallamaya başladı, yardımsız koltuğun kenarına tutunarak ayağa kalktı, eliyle gel gel işareti yapmaya başladı (bunu yaparken de şaşkın şaşkın ellerine bakıyor), tos deyince anlını anlımıza dayıyor ve gülüyor. İleri emeklemede de epeyce hızlandı.

16 Mart 2011 Çarşamba

Dila emekliyor, hem de ileri :)

Dila bugün ilk kez ileri emekledi :) Aslında pek emeklemekten hoşlanmıyor, hep ayakta durmak istiyor ama bugün dışarıdan geldiğimde özlemiş olsa gerek ki, yerde otururken bana doğru yaklaşık bir metre emekledi. Koltuk kenarında yan yan ilerlemede ise epeyce ilerleme kaydetti,  kendine güveni geldi. Artık seri bir şekilde ilerliyor. Yalnız onda da sadece sağa doğru gitmeye alıştı, sola gitmiyor. Ne numaralar yapıyoruz sola gitsin diye ama işe yaramıyor. Kısacası bizim kız gittiği yerden dönemiyor, emekleyerek de, yürüyerek de :)

Artık bunu yazmaktan sıkıldım ama Dila yine hasta. Cuma günkü aşıdan sonra toparlayamadı. Yine grip olmuş. Nerdeyse evden hiç çıkmadığımız halde nasıl bu kadar çok grip oluyor hiç anlamıyorum. Belki de Şebo’nun dediği gibi evden çıkmadığımız için oluyordur. Hastayken çıkmayalım diyorum, tam iyileşiyor hava çok kötü oluyor. Tam hava düzeliyor çıkalım diyorum, Dila hasta oluyor. Tam ikisi de düzeliyor, bu sefer ben hasta oluyorum. Kışı böyle geçirdik. Neyse ki bahar geldi, biraz daha böyle devam etseydi, delirirdim herhalde.
Bu hafta sonu Dila, dayı ve yingesine kavuşuyor :) Hepimiz çok özledik çok, sabırsızlıkla bekliyoruz.

9 Mart 2011 Çarşamba

Yengeç adımları

Dila bugün ilk kez koltuğa tutunup, kendi başına yan yan bir metre kadar ilerledi. Ama bunu kaplumbağa hızıyla yapıyor tabi. Arkasına geçip onu izlemek çok keyifli oluyor. Minik minik ayaklarını nereye koyacağını bilemiyor, sürekli eğilip ayaklarına bakıyor. Bazen de bir balerin edasıyla parmak ucunda yürüyor :) Arada da bana dönüp gülümsüyor, başardığı şeyden son derece mutlu ve gururlu. Annesi de tabi…


Bir de müzik duyunca popo sallamaya başladı hafiften. Bazen buna kafa da eşlik ediyor. Yani tam mıncıklık kıvamda.
Az önce de bahçede  bir kedi gördü, içi gitti. O da annesi gibi kedi aşığı olacak galiba :)

3 Mart 2011 Perşembe

Son durumlar

Bızdık iyileşti, ilaçlardan da kurtulduk, mutluyuz :) Geçen haftaki kontrolümüzde iyi buldu doktorumuz Dila’yı. Boyunu da yeniden ölçtü, 70cm.miş, geçen sefer yanlış ölçmüş. Hastalık süresince kaybolan iştah ve neşe de yerine gelmeye başladı.
Bu aralar inanılmaz hareketli kuzu, ele avuca sığmıyor. Hatta yatağında, uykudan uyanır uyanmaz emekleme pozisyonuna geçiyor, tepiniyor, parmaklıklara tekme ya da kafa atıyor, kalkmaya çalışıyor, beni görünce de “bak neler yapıyorum ben” dercesine gururla gülücükler atıyor, çok şirin :)

Gündüz uykularımız, üçten ikiye düştü. Dolayısıyla oyun ve aktivite zamanımız arttı. İkimizde alışmaya çalışıyoruz bu yeni duruma. Yalnız oynamaktan ya da oyalanmaktan pek hoşlanmadığından, benim için biraz zor oluyor tabi. Mutfaktan bir şey almaya gitmek bile mesele, odadan çıkacağımı anladığı anda ağlamaya başlıyor. Neden bu kadar tepki gösteriyor anlamıyorum, normal mi onu da bilemiyorum.
Geri geri emeklemeye devam. Ayakta durmaya da bayılıyor, koltuğun kenarına tutunup epeyce durabiliyor. Kollarından tutunca adım atıyor, “tay tay” deyince çok gülüyor (nedenini anlamış değilim :) ). 
Molfix reklamı çıktığında televizyona kitleniyor bizimki ve hiçbir şeyi gözü görmüyor. Önüne geçersem o esnada, eğilip görmeye çalışıyor, çok eğleniyorum.
Daha fazla iletişim kurabildiğimizi hissediyorum son günlerde. Daha fazla kıkırdıyoruz beraber, yeni oyunlar buluyoruz, daha çok eğleniyoruz. Belki de bu yüzden uyumak konusunda çok isteksiz bu aralar. Dayanamayacak kadar uykusu gelmişse yatıyor ancak. Onda da başında beklememi istiyor dalıncaya kadar. Eskisi gibi yatırır yatırmaz çıkamıyorum odasından. Son hastalığın bize bıraktığı bir hediye oldu bu da.
Salı günü nihayet Şebo ve Buğra’yı görmek için karşıya gitmeyi başardık. Güzel bir öğleden sonra geçirdik birlikte. Gerçi sohbet edip, hasret giderebildik mi, orası tartışılır ama bu da bir başlangıç sayılır. En azından bir araya gelebildik. Bıdıklar şaşkın şaşkın baktı durdu birbirine.  Biz de, yaşasın ikisi bir aradayken bol bol fotoğraf çekelim delisi olduk. Patlayan flaşlar ve “Buğra”, “Dila” çığlıklarıyla daha da şaşkına döndü kuzular :)

21 Şubat 2011 Pazartesi

9.ay bitti

Kuzucuk yine hasta. Cuma gecesi ateşi ilk defa 39,5’a kadar çıktı. Cumartesi sabahı götürdük hastaneye. Normalde cumartesileri çalışmayan doktorumuz tesadüfen oradaymış, çok sevindik. Hemen baktı ve tahlil yaptırdı. Influenza B, pozitif çıktı. Domuz gribinin kardeşi oluyormuş kendisi. Bu aralar çok yaygınmış. Bu hafta aynı hastalıktan yatak döşek yatan Serap teyzesinden (yardımcımız) kapmış büyük ihtimal. Pazartesi, Salı hastalığının başlarında gelmişti Serap bilmeden, meğer o ara virüsü beğenip alıvermiş bizimki kendine. Öksürük ve nezle de başladı. Son bir buçuk ayda iki kez antibiyotik kullanan kuzuya, bir üçüncü kez antibiyotik vermeyi ne ben, ne Arif istemiyoruz tabi. Doktor da, “zaten isteseniz de veremeyiz” deyince sevinsek mi, üzülsek mi bilemedik.  Influenza A için kullanılan ve Influenza B’ye de iyi gelen bir ilaç varmış, fakat 1 yaşın altındaki bebelere verilmesi uygun değilmiş; başka da bir ilaç yokmuş. Bu sebeple sadece bronşları rahatlatacak iki şurup verdi ve ateşi 38’den yukarı çıkarsa ateş düşürücü verin dedi. Perşembe kontrole gideceğiz.
Doktora, emmeyi bıraktığı için bağışıklık sistemi zayıflamış olabilir mi diye sordum ve aldığım cevap beni hem şaşırttı, hem de rahatlattı. Bebekler ilk 6 ay anneden aldığı hormonlar sayesinde hastalıklardan korunurlarmış. 6 aydan sonra bağışıklık sistemi hasta olup iyileştikçe kuvvetlenirmiş. Emmeyle alakası yokmuş.
Bu ay yine boyda bir değişiklik yok; 68,5 cm’de kalmış. Ama bana yanlış ölçtü gibi geliyor, Perşembe tekrar ölçtüreceğim. Kilo da çok fazla almamış: 8.865 gr. Oysa ben her gün görmeme rağmen büyüdüğünü hissedebiliyorum. Bir iş var ya bu işte, hadi bakalım…
Pazar günü hiç ama hiç kolay geçmedi. Ateş bir taraftan, burun akıntısı bir taraftan, uykusuzluk bir taraftan, çıldırdı bızdık. Bir parça biz de tabi. Ne yapacağımızı, nasıl oyalayacağımızı bilemedik. Akşam hepimiz savaştan çıkmış gibiydik. Neyse ki bugün daha iyi kalktı kuzu.
Bu kadar hastalık yazısı yeter, değil mi… Güzel haberlere gelecek olursak, Dila geri geri emeklemeye başladı. Aslında pek de emeklemek denemez, daha çok sürünme ama olsun, deniyor kızım.  Bir de annemlerde “pisi pisi”yi öğrendi. “Nerde kızım pisi pisi?” deyince gözleriyle Haniş’i arayıp buluyor ve gülmeye başlıyor. Ama “nerede anne?” derseniz, “o ne ki?” bakışıyla karşılaşabilirsiniz J
Bu ay Dila çok ilginç şeyler yedi. İskender kebap, içli köfte(hafif acılı), lahmacun&ayran bunlardan bazıları… Öyle tadımlık falan da değil hani, yarım lahmacunu götürdü zilli. Doktorumuza “abarttık mı acaba?” diye sorduğumuzda, güldü ve “devam devam” dedi. İşte gelişmeler böyle…

14 Şubat 2011 Pazartesi

ilaç; anne şefkati ve gezmek...

Salı akşamından, Pazar akşamına kadar ben ve Dila, anane ve dedenin misafiriydik. Serap’ın izinli haftasına denk gelen hastalığım (biraz üşütmüşüm sanırım), (gündüzleri) tek başıma bütün haftayı nasıl çıkarırım diye düşündürdü beni bir süre. Eskisi gibi değil, Dila hanımı oyalamak güç, kuvvet istiyor artık. Baktım olacak gibi değil, hem Arif de daha rahat konsantre olur tez çalışmalarına biz yokken diye düşünüp, bıraktım kendimi anneciğimin şefkatli kollarına J
Önce Dila’nın hastalığı, ardından benimki derken eve hapsolmak nasıl bunalttıysa beni, dinlenmek için gittiğim anne evinde sadece bir gün evde oturdum, o da uzun zamandır görmediğim teyzelerim ve kuzenlerim geldiği için.
Bir gün İkea’ya gittik hep beraber. Sıkılmak bir yana oldukça eğlendi bızdık. Anakucağından kurtulup, etrafı izleyebilecek şekilde ön tarafa dönük oturduğu ilk pusetli gezimizdi. Mutlu mesut gezdik. Öğlen yemeğini hazırlayıp götürmüştüm yanımda ama İsveç köfteleri daha cazip geldi kuzuya, epeyce yedi.
Bir başka gün, alışveriş merkezi gezisi yaptık. Orada da gayet mutlu görünüyordu. Etraftaki renkli, ışıklı her şey ilgisi çekti, hayran hayran bakındı. Atlıkarınca ve çocuk oyun alanını görünce aklı gitti, sevinç ve heyecanını çığlıklar atıp, kocaman gülümseyerek gösterdi. Yanımızda babasının olmasını da çok isterdim ama dayanamadım heyecanını görünce ve onu atlıkarıncaya bindirdim. İlk başta biraz korktu ama 10-15 saniye sonra eğlenmeye başladı. Daha doğrusu başladık. Dila’nın sayesinde ben de eğleniyorum. Laf aramızda, onunla bol bol sinemaya (çizgifilm izlemeye), çocuk tiyatrosuna ve eğlence merkezlerine gitmeye can atıyorum J
Cumartesi günü de Dila’yı anneme bırakıp pazara gittim. Dedim ya hiç oturmadım. Hastalık mastalık da kalmadı. Artık anne şefkati mi iyi geldi, gezmek mi bilmiyorum. Sanırım ikisi de…

7 Şubat 2011 Pazartesi

emmek ya da emmemek...

Yavaş yavaş azalan emme durumunun  sonucunu yazmadığımı fark ettim bugün. 15 gündür hiç emmiyor Dila, yani bitti. Sadece geceleri emiyordu son zamanlarda ama en son onu da bıraktı.
Şöyle ki, gece uyanıyordu, ben de emzirmeye çalışıyordum ama daha memeye ağzını sürmesiyle çok feci bir şekilde ağlaması bir oluyordu. Sanırım, çok acıkıyordu ve benim artık azalmış olan sütüm onu doyurmak bir yana daha da sinirlendiriyordu. Susturamayınca, biberonla devam sütü hazırlayıp verdim bir kere. Hiç ara vermeden 150ml sütü büyük bir iştahla içti ve sabaha kadar uyanmadan uyudu. Ondan sonra da “ne uğraşacağım ya annemin az gelen sütüyle” deyip,  bir daha emmedi. Saçma olabilir ama kendimi biraz aldatılmış gibi hissettim galiba, benim sütüm yerine, devam sütünü tercih etti diye. Üzüldüm, vermese miydim acaba dedim ama artık çok geçti tabi. Arif benden de çok üzüldü. “Şöyle yapsak emer miydi?, böyle yapsak sütün artar mıydı?”. Evet, belki de daha çok çabalasaydım biraz daha artardı sütüm ama hiç o gücü bulamadım kendimde. Bızdığın isteksizliği beni de soğuttu sanırım emzirmekten.
Sonuç olarak kahvaltıda 100ml, gece 23:30’da 150ml aptamil devam sütünü iştahla götürüyor pıtırcık. Keyfi de yerinde gibi görünüyor. Eh o seçimini yaptı, ben de iyi tarafından bakmaya çalışıyorum artık. İstediğimi yiyip, içebilirim. Geceleri de uyanmıyor, sabah 7:30’a kadar kesintisiz uyuyoruz. Arada uyanırsa emziğini veriyorum, yine uyuyor. Yalnız tesadüf mü bilmiyorum, emmeyi bıraktığından beri bana daha düşkün oldu. Yanımdan hatta kucağımdan ayrılmak istemiyor. Yalnız kalmaya tahammülü yok. Geçici bir süreçtir herhalde, bakalım göreceğiz.