Bu aralar haberler pek de iyi değil. Dila, iki aydır çeşitli tedavi ve antibiyotiklere rağmen bir türlü iyileşemeyip, öksürük ve burun akıntısına, ateş ve hırıltı da eklenince doktora gittik yine bugün. Akciğer filmi isteyip, bronşit+zatürre teşhisi koydu doktorumuz. Duyunca çok şaşırdım ve korktum biraz ama Meral hanım tedavi edeceğiz, korkacak bir şey yok deyip, rahatlattı beni. İğneli, şuruplu koca bir torba ilaçla döndük evimize.
17 Ocak 2012 Salı
ve korkulan oldu!!!
Dilanın, bir yıldır uyurken yanından ayırmadığı, adını ağzından düşürmediği değerlisi ayıcık, pazar akşam saatlerinde sırra kadem bastı. Sokakta kaybettiğimizden eminiz ve çok aramamıza rağmen maalesef bulamadık. Kaybettiğimizi, aradığımızı ve bulamayıp üzüldüğümüzü gören kuzu yapabileceğimiz bir şey olmadığını anlamış olacak ki beklediğimiz kadar korkunç bir tepki vermedi. “ayıyı istiyom” diye ağladı birkaç defa ama çok ısrarcı olmadı. Dünden beridir de uykuya mini ve tavşancıkla yatıyor. Onların ayıcığın yerine geçemeyeceğini ama idare etmeye çalıştığını gayet net anlatıyor davranışlarıyla bize. Umarım bu olgunluğu emzik operasyonunda da gösterir bıdı.
2 Ocak 2012 Pazartesi
bir aylık rapor
Bir aydan fazla olmuş bir şeyler yazmayalı. Bu süre bizim için değil ama bir bebek için çoook uzun bir süre. Artık cümleler kuruyor kuzu, kararlar veriyor, itiraz ediyor, isteklerini dile getiriyor, çok karışık cümleler kurmadıkça her şeyi anlıyor… İletişimimiz epeyce gelişti yani. Anlattıklarımızı dikkatle dinliyor ve kendince mantıklı bulursa, istemediği bir şeyi yapmaya bile ikna oluyor.
Gece uykusuna yatış konusunda rahata erdik diyebilirim. Bir rutin oluşturduk. Saat dokuzda pijamalarını giydirip, sütünü içirip, dişlerini fırçalayıp, dokuz buçuğa kadar loş bir ışıkta kitap okuyoruz. Sonra da iyi geceler öpücükleriyle yatağa uğurluyoruz bızdığı. Bazen bir iki dakika ağlıyor ama genel olarak uyuyacağını kabullenip pek ses çıkarmıyor, yatağında mırıldana mırıldana uyuyor. Belli bir saatte uyuyacağını bilmek onu da, bizi de çok rahatlattı itiraf etmek gerekirse. Gündüz 1,5-2 saatlik tek uykuya da devam.
Ufak ufak “benim”ler de başladı. Çok uzatmıyor genelde ama arada başka çocuklar oyuncaklarını aldığında sinirlenip “benim” diye naralar atıyor. Geçici bir süreç olduğunu düşündüğüm için çok takmıyorum, gerekli izahatı yaptıktan sonra fazla da müdahale etmiyorum.
“Ben, ben” diye yemeklerini kendi yemek istiyor genelde. Bizim de hoşumuza gidiyor, izin veriyoruz. Çatal ve kaşık konusunda ilerleme kaydetti epeyce. İki elini de kullanıyor. Doyduğunu havada uçuşmaya başlayan yemeklerden anlıyoruz ne yazık ki J Bazen de anne yedirsin, baba yedirsin gibi küçük kaprisler yapıyor.
Akşamüstü bir-bir buçuk saat kadar televizyon izlemeye başladı, favori çizgi filmleri bile var. Aman uzak tutalım dediğimiz televizyon konusunda eskisi gibi katı düşünmüyorum artık. Seçici davrandıktan sonra bir miktar tv’nin faydası var bence. Sonuçta teknoloji çağında yaşıyoruz ve o da yaşadığı çağa ayak uydurabilmeli.
Birkaç hafta önce 1’den, 6’ya kadar şaşırmadan saydı, şok oldum. Onu izlediğimin farkında değildi, kendi kendine oynarken bir baktım sayıyor. Birkaç kez daha 4’e kadar saydığını duydum ama şimdi say deyince “aytıı , dööt” gibi karışık takılıyor J
Kelime dağarcığı artıyor. Ekleri de kullanmaya başladı. Başaydım, geliimisin, olmadı gibi kelimeleri gayet yerinde kullanıyor. Baba işte, anne otuy, abi ağliyoo, baba elimi tut gibi cümleler kuruyor. Şarkı söylüyor (makamıyla). En sevdiği şarkı ilk kez dayısından duyduğu “bir küçücük aslancık varmış” şarkısı. Sadece “biyy çüçücük” kısmını söylüyor. “Yağmur yağıyor” şarkısında da “aayap kıısı (arap kızı)” kısmında eşlik ediyor.
En çok oyun hamuruyla, lagolarıyla oynamayı ve kitaplara bakmayı seviyor. Bir yerlere gitmeye ve birileriyle görüşmeye bayılıyor.
30 Kasım 2011 Çarşamba
28 Kasım 2011 Pazartesi
İlk çiş zaferi :)
Çok faydalı bir icatmış bu müzikli oturak. Şebocuğumun tavsiyesi üzerine internetten sipariş ettiğim, günlerdir de sabırsızlıkla yolunu beklediğim müzikli oturak cumartesi günü geldi sonunda. Büyük bir heyecanla kutuyu açıp, Dila’ya bir bardak suyu oturağa boşaltmak suretiyle uygulamalı bir sunum yaptım. Heveslendi hemen oturdu ama tık yok. Birkaç kez daha başarısız girişimlerde bulunduktan sonra ben herhalde daha hazır değil deyip vazgeçiyordum ki, bu sabah kalktıktan birkaç dakika sonra çiş dedi ve beni elimden tutup tuvalete götürdü. Ben de tabi, tabi, eminim vardır kızım deyip ümitsizce oturttum. Müzik sesi gelmeye başlayınca şok oldum. Aylardır denemediğimiz yöntem, klozet aplikatörü kalmamıştı. Genelde çiş ve kakasını söylüyor fakat oturunca yapmıyordu. Dün akşam kuzeni Ela’nın tuvaletini yapmasını izleyip, özenmiş olması da muhtemel. Gerisi gelir mi bilmem ama çok sevindim bu gelişmeye. Bu aralar alt değiştirmek kabus gibi çünkü.
Bu hafta sonu fark edilir değişimler gördük Dila’da. Davranışlarında bebeklikten çok, çocukluk var sanki. Biz yemek yerken ya da yaparken kucağımızdan inmezken, iki gündür kendi kendine takılmaya, oynamaya başladı. Legolarıyla 10-15 dakika tek başına oynadı, şarkılar söyleyip, hopladı, zıpladı. Ela’yla oynamaya, diyalog kurmaya çalıştı. Çatal ve kaşık kullanmaya başladı(tam başardığı söylenemez ama büyük bir çaba içerisinde). Birkaç haftadır da suyunu bardaktan içmeye başladı. Bütün bu değişimlerin tam bir buçuk yaşını doldurmasına denk gelmesi çok ilginç. İlk adımını da tam bir yaşını doldurduğu gün atmıştı.
Bir buçuk yaş kontrolüne de gittik bu hafta. Boy 83,5cm, kilo 11,840gr. Gelişimini beğendi doktorumuz. Kan sayımı yapıldı, o da iyi çıktı. Tek problem yine larenjit olmuş.
Uyku konusunda doktorumuz da “21:30 da mutlaka yatmış olmalı, ağlasa da yatırın” deyince, bunu uygulama kararı aldık biz de. Bu aralar hastalığının da etkisiyle gece 12’lere kadar oturmaya başlamıştı. İlk denememizde 3 dakika ağladı ve uyudu. Bakalım devamı nasıl gelecek…
Uyku konusunu bir düzene soktuktan sonra, sıra emziğe gelecek. Sirkeye batırarak vermeyi önerdi doktorumuz. Dila görmeden tabi. İşe yarayacak mı bilmiyorum ama o sürecin çok sancılı geçeceğini tahmin ediyorum.
15 Kasım 2011 Salı
merhaba iki yaş senrdomu
Bir ay olmuş en son blog yazısı yazalı inanamıyorum. Neler oldu diye düşünüyorum ama sıcağı sıcağına yazmayınca çok genel şeyler geliyor insanın aklına. En belirgin değişim konuşma ve inatlaşma konusunda oldu sanırım.
Her söylenileni tekrar etme modunda. Şu aralar favori kelimeleri; aşkım, guzuum, limogata(limonata), adadürg(Atatürk)… Ananesinden kapmış bu kelimeleri.
İki yaş sendromu belirtileri kendini göstermeye başladı. İtiraf etmeliyim çok korkuyorum. Hemen gidip kendime yeni kitaplar aldım çocuk gelişimiyle ilgili(ne zaman okuyacaksam). Alt değiştirmek, giydirmek tam bir kabus. Tek başıma alt değiştirmek için, önce kendimi bir on dakika ikna etmem gerekiyor, sonra da Dila’yı. Bu yirmi dakikanın sonunda bir de tekrar üstünü giydirebilmek için aynı süreci yaşıyoruz. Üst baş değiştirmek bundan da beter. Bu soğukta evde 15-20 dakika çıplak kaldığı oldu ve iki kişi giydirmeyi başaramadık. Göründüklerinden çok daha kuvvetli bu yer cüceleri.
Bir de, geçen hafta Dila’yı ananesine bırakıp gittiğimiz 5 günlük tatil eklenince bu iki yaş sendromuna, tadından yenmez oldu bizim bıdık. Gittiğimizin üçüncü günü başlamış bize tavır yapmaya. Fotoğraflara bakıp bakıp herkesi sayıyor, bizi görmezden geliyormuş. İçim parçalandı bunu duyunca. Havaalanında karşılamaya geldiğinde ise, biz gelene kadar anne, baba diye sayıklamış ama bizi görünce bir kere sarılıp öpmedi bizi. Sadece gülümsedi, kızmış belli ki. Ama biz aldırmadan yumulduk elma yanaklara. Bir taraftan baba, bir taraftan ben doyamadık öpmeye. Şimdi aramız iyi, sadece kuala gibi kucağımızdan inmek istemiyor bızdık.
Henüz alışamadığım bir başka şey de; saçma sapan şeyler için morarana kadar ağlaması. Bakakalıyorum, hiçbir anlam veremiyorum. İki yaş sendromunun bir parçası tabi biliyorum ama yine de garip geliyor işte.
17 Ekim 2011 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
